Hutbeler
İSTİŞÂRE / KOLLEKTİF ŞUUR
- 23 Ekim 2025
- Yayınlayan: Erdemliler Yolu
- Kategori: Cuma Hutbeleri (Türkçe)
وَالَّذينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَۖ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْۖ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَۚ
“Onlar öyle kimselerdir ki Rab’lerinin çağrısına kulak verip, namazı hakkıyla ifa ederler. İşlerini istişare ile yürütürler, kendilerine nasib ettiğimiz imkânlardan hayırlı işlerde sarf ederler.” (Şûra Sûresi, 42/38)
Efendimiz (s.a.s): وَلَا نَدِمَ مَنِ اسْتَشَارَ “İstişare eden pişman olmaz.” buyurur. (Taberani, 2/ 175)
Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, İstişarenin Dinimizdeki Rolü ve Önemi hakkında olacaktır.
Herhangi bir mevzuda karar alınmadan önce, taraflar arasında meselenin enine-boyuna konuşulması, fikir alış-verişinde bulunulması, en isabetli kararın birlikte alınması ve uygulanmasına İstişare denir.
İstişâre bir nevi ictihad demektir. Konusunu ise Kur’an ve Sünnetin açıkça beyan etmediği konular teşkil eder. Toplanıp meşveret eden cemâate de şûrâ denir.
Hutbemizin başındaki ayette ifade edildiği şekliyle şûrâ; namaz ve infakla aynı çizgide zikredilir. Kur’ân’a göre şûrâ; mü’min bir toplumun en bariz alâmeti ve İslâm’a gönül vermiş bir cemaatin en önemli hususiyetidir. Bu itibarladır ki; şûrâyı önemsemeyen bir toplum tam mü’min sayılamayacağı gibi, onu uygulamayan bir cemaat de, kâmil mânâda Müslüman kabul edilmemiştir.
Yine Kur’ân’da, Uhud savaşında yaşanan büyük sarsıntının ardından indirilen ayetlerde, her şeye rağmen Resulullah’a “…Dön onlarla yeniden durumu istişare et.” (Âl-i İmran Sûresi, 3/159) emrinin gelmesi de en sıkıntılı zamanlarda bile, en isabetli çözümün istişarede olduğunu ifade etmektedir.
Kur’ân’ın istişare emrine en çok riayet eden kimse, şüphesiz Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) idi. O’nun bu hassasiyetini ifade sadedinde Hz. Ebû Hureyre (r.a): “Resûlüllah’tan daha çok ashabıyla istişare eden bir kimse görmedim.” der. (Tirmizî, Cihad 34)
Peygamber Efendimiz (s.a.s), gerek Mekke’de gerekse Medine’de hakkında vahiy gelmeyen meseleleri, ashabıyla istişare ederek çözüme kavuşturur ve onlara da böyle yapmalarını tavsiye ederdi. Böyle yaparak hem başkalarının fikrilerinden istifade etmiş hem onları çözümün bir parçası haline getirmiş, hem de çevresinde bulunan herkese, işlerinde istişareyi ihmal etmeme dersi vermiştir.
Kur’an’a bütüncül bakıldığında, ehil olanlarla istişare etme ve ortak akla göre hareket etme, hayatın her alanında tavsiye edildiği görülecektir. Fevri ve yalnız kendi aklına güvenerek hareket etmenin doğru olmadığını ifade sadedinde Kur’an; وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ “her bilenin üstünde bir bilen vardır.” buyurmuş ve uzmanların fikirlerine müracaatı emretmiştir. (Yusuf, 76). Bu cümleden olarak
فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ “bilmiyorsanız bilenlere, ilim adamlarına sorun.” hatırlatmasında da bulunur. (Nahl, 43).
Nitekim toplumun emniyetine dair konularda gelen haberlerin bile içyüzü araştırılıp konuyu derinlemesine bilen uzman insanlarla istişare ederek hareket edilmesi gereğini hatırlatır: “Onlara güvenlik veya korkuya dair bir haber geldiğinde doğru olup olmadığını araştırmadan ve yaymakta mahzur bulunup bulunmadığını danışmadan hemen onu yayarlar. Halbuki onlar bu haberi peygambere ve aralarındaki yetkili zatlara arz etselerdi elbette işin iç yüzünü araştırıp ortaya çıkaranlar, onun mahiyetini, haberin neye delâlet ettiğini bilirlerdi. Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uymuş gitmiştiniz.’’(Nisa: 83)
Hz. Peygamber (s.a.s) istişâreye teşvik etmiş onun toplumsal hayata getireceği huzur ve saadeti ifade için de şöyle buyurmuştur: “İdarecileriniz, içinizden iyi kişiler, zenginleriniz ise cömert kişiler olduğu ve işleriniz de müşavere ile yürütüldüğü takdirde, sizin için toprağın üstü altından daha hayırlıdır.” (Tirmizî, Fiten, 78)
“Kim istişarede bulunursa, o doğruya ulaşmaktan mahrum kalmaz.. kim de onu terkederse sapıklığa düşer.” (Celaleddin Suyuti, Ed-Dürrül Mensur, c, 2, s, 359.)
“Meşveret eden güvenlik içindedir.” (Ebû Dâvûd, Edeb 114)
“İstişâre edipte doğru neticeye ulaşmamış bir topluluk yoktur” Prf. İ. Canan¸ Hadis Ansiklpd Kütüb-i Site¸ c:16¸ s.27.
“Sizden biriniz kardeşiyle istişâre etmek isterse kardeşi görüşünü söyleyerek ona yol göstersin” gibi.. dünya kadar pırlanta söz vardır. (İbn Mâce, Edeb, 37.)
İslâm dininde şûrâ hem idare edenlerin hem de idare edilenlerin mutlaka uymaları lâzım gelen hayatî bir esastır. İdareci; idare ve toplumla alâkalı daha pek çok meselede istişârede bulunmakla; idare edilenler de kendi görüş ve düşüncelerini idarecilere bildirmekle sorumlu tutulmuşlardır.
Bütün bir ülke insanını bir araya getirip hepsiyle birden istişâre etmenin mümkün olmadığı yerlerde, sınırlı bir kadro ile istişâre gerçekleşir. İstişareye ehil insanlar toplanıp bir mevzuda vazife taksimi yapmışlarsa, bu noktada diğerlerine düşen görev, verilen hedefe nasıl ulaşacaklarının istişaresini yapmak olacaktır.
İslâm’da, hakkında sarîh “nass” olan mes’eleler insanların müdahale sınırları dışında bırakılmıştır. Hakkında İlâhî nass bulunmayan mes’eleler ise bütünüyle şûrâ sınırları içinde sayılır. Bu gibi hususlarda varılan netice ve verilen kararlara, nasslarda olduğu gibi uyma mecbûriyeti vardır.. ve artık bu kararların aleyhinde bulunulamaz.. onlara muhalif görüş ve düşünce serdedilemez. Şayet cumhura rağmen, varılan neticede bir yanlışlık varsa, o da yine bir istişâre ile giderilmelidir.
Allah Resûlü ferdî, ailevî ve idari meselelerini, kadın-erkek ayırımı gözetmeden, ilgili ve yetkili kimselerle meşveret etmiştir. Dolayısıyla istişare de ölçü cinsiyet değil ehliyet ve liyakattir.
İstişâre adabı ile ilgili şunlar ifade ediliyor. İstişare etmek kavga etmek değil ve birbirimizi eleştirmek değildir. Düşünceler kavl-i leyyin ile ifade edilmelidir. Şahsi düşünceleri başkalarına dayatılmamalı. “Doğru budur, gerisi toptan yanlıştır” felsefesi ile hareket edilmemeli. Yanlışlıkları nazara verirken incitici olunmamalı.
İstişarede önemli bir hususta dinlemektir. Dinlemeyi bilmeyenler istişare yapamazlar. Efendimiz bütün vücuduyla dönerek muhataplarını dinlerdi.
İstişarede bir diğer önemli husus da anlamaktır. Anlama gayreti olanlar ancak anlar. Psikologlar savunmacı dinlemeyle dinleyenler, anlayamaz derler. Cevap yetiştirmek için dinleyenler dinleyemezler ve istişare edemezler.
Sadece akılla şûrâ’da mesele çözülmez. Kalpteki sevgi , şefkat, kardeşlik duyguları devreye girerek akıl ve kalb bütünleşerek çözüm aranmasıyla şûrâ’da çözüm bulunur.
İnsanların ferdî, ailevî ve içtimaî hayatlarındaki saadetin anahtarı meşverettir. Bu sünneti hayatlarına hâkim kılan kimseler, oluşturdukları birlik, beraberlik, güven ve sevgi atmosferiyle yaşadıkları yerleri cennetlere çevirebilirler.
Rabbimiz, bulunduğumuz her yeri, istişare ile, cennetten bir köşe yapabilmeyi bizlere lütfeylesin.