Hutbeler
ANNE-BABA HAKKINI GÖZETME
- 24 Temmuz 2025
- Yayınlayan: Erdemliler Yolu
- Kategori: Cuma Hutbeleri (Türkçe)
وَقَضَى رَبُّكَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلَاهُمَا فَلَا تَقُلْ لَهُمَا أُفٍّ وَلَا تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلًا كَرِيمًا
“Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa, sakın onlara hizmetten yüksünme, “öff!” bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.” (İsra, 23)
الجَنَّةُ تَحْتَ اَقْدَامِ الْاُمَّهَاتِ
Allah Resûlü şöyle buyurur: “Cennet, annelerin ayakları altındadır.” (Nesai, cihad 6)
Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, Anne-Baba hakkını gözetme ile ilgilidir.
Anne-baba, insanın en başta hürmet edeceği kudsî iki varlıktır. Onlara hürmette kusur eden, Hakk’a karşı gelmiş sayılır. Onları hırpalayan, er-geç hırpalanmaya maruz kalır.
İnsan tabiatında, başkalarıyla alakadar olma ve onların ihtiyaçlarını görme isteği sınırlıdır. Her insan mutlaka anne-babasına karşı belli ölçüde bir alâka duyar. Fakat insanın anne-babasını görüp gözetmesi, biraz da iradesini ortaya koymasına bağlıdır. Bundan dolayı da Kur’ân ve Sünnet, iradenin hakkının verilmesi icap eden, böyle önemli bir mesele üzerinde ısrarla durmakta, teşvik ve uyarılarda bulunmaktadır.
Allah Teâlâ İsra suresinde; “Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Ebeveynlerinize de güzel muamelede bulunun.” Buyurarak, ana-babayı valideyn diye isimlendirmiş, ikisini bir varlık gibi göstermiş, kendi haklarını zikrettikten hemen sonra, anne-babanın hukukunu nazara vermiştir.
Allah (tebâreke ve teâlâ), anne-babanın evlat üzerindeki haklarını anlatırken onlara öf demeyi bile yasaklamakta ve onları azarlamayı, kötü muamelede bulunmayı, yalnızlığa terk etmeyi haram kılmaktadır. Özellikle bebek sütten kesilene kadar annenin çektiği sıkıntıları ve anne-babanın çocuklarına karşı ortaya koyduğu fedakârlıkları hatırlatmaktadır. “Bana şükret, anne-babana da minnettar ol!” (Lokman,14) mealindeki ilahî beyanıyla; onların haklarını, kendi hakkından ayırmayarak, Zat’ına şükrü ve anne-babaya teşekkürü, evladın borcu ve vazifesi saymaktadır. Onların dinî esaslara ters olmayan isteklerinin yerine getirilmesini, –Müslüman olmasalar bile– gönüllerinin hoş tutulmasını, dünyevî ihtiyaçlarının giderilmesini ve katiyen aradaki irtibatın kesilmemesini emir buyurmaktadır. Esma binti Ebî Bekr (radıyallahu anhâ) anlatıyor: Henüz müşrik olan annem yanıma geldi. Nasıl davranmam gerekeceği hususunu Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselâm’a sorarak: “Annem yanıma geldi, benimle görüşüp konuşmak arzu ediyor, anneme iyi davranayım mı?” dedim. “Evet” dedi, ona gereken hürmeti göster.” Dedi. (Buhârî, Hibe 28)
Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz pek çok söz, hâl ve tavrıyla anne-baba hakkının gözetilmesi gerektiği üzerinde durmuştur. Bunlardan bazıları şunlardır:
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e gelerek:
– “Kendisine en iyi davranmam gereken kimdir?” diye sordu.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: – “Annen!” buyurdu.
Adam: – Ondan sonra kimdir? diye sordu.
– “Annen!” buyurdu.
Adam tekrar: – Ondan sonra kim gelir? diye sordu.
– “Annen!” dedi.
Adam tekrar: – Sonra kim gelir? diye sordu.
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem: – “Baban!” cevabını verdi. (Buhârî, Edeb 2; Müslim, Birr 1.)
Bir başka rivayette; “Baba cennetin orta kapısıdır. Dilersen bu kapıyı terk et, dilersen muhafaza et” (Tirmizî, Birr, 3)
“Allah’ın rızası babanın rızasından geçer. Allah’ın memnuniyetsizliği de babanın memnuniyetsizliğinden geçer.” (Tirmizî, Birr 3)
“Hiçbir evlad, babasının hakkını, bir istisna durumu dışında ödeyemez. O durum da şudur: Babasını köle olarak bulur, satın alır ve âzad eder.” (Müslim, Itk 25)
Risaletmeâb Efendimiz bir gün mescitte otururlarken içeriye biri girer ve şöyle der, “Ya Resûlallah! Falan zat, ruhunu teslim etmek üzeredir, fakat bir türlü ruhunu Allah’a teslim edememektedir.” Bu zat, Resûl-i Ekrem’in, sağında solunda sık sık gördüğü, alabildiğine cesur, alabildiğine mert, alabildiğine sadık bir sahabiydi. Allah Resûlü, çok hassas, çok duyarlı olduğundan bunun gibi hâdiselere dayanamazdı. Bu nedenle ilk önce kendisi gitmek istemedi. Önce Hazreti Ebu Bekir’i, sonra Hazreti Ömer’i gönderdi. Onlar gittiler, geldiler, “İlle de Sen!” diye Allah Resûlü’ne ısrar ettiler.
Kalktı, o zatı ziyarete gitti. Tahkik etti, araştırdı soruşturdu; zatın babası yoktu ancak annesi hayattaydı. Bir borcu olup olmadığını sordu. Bu kişi mescide gelir, safların içinde namazını kılar, gerektiğinde orduyla beraber cihada katılırdı. Ama şimdi dilinin tutulması, can verdiği hengâmda ‘Lâ ilâhe illallah’ diyememesi… Bunun bir sebebi olmalıydı.
Mesele etraflıca araştırılınca nihayet annesi şunları söyledi: “Yâ Resûlallah, içimden atamadığım bir ukde bir kırgınlık var. Bir türlü atamıyorum onu. Bir meselede hanımıyla aramızda bir şey oldu, hanımını bana tercih etti, benim gönlümü kırdı. Ne kadar kendimi zorladım onu affetmeye ama davranışlarım hep yapmacık oldu. Gönlümden gele gele affedemedim onu. Hâlâ da içimde bir ukde var.”
Bu sözleri duyan Allah Resûlü, onlara hem bir ders vermek hem de annenin hislerini galeyana getirerek, oğlunu gönlünden gele gele affettirmek istiyordu. Şöyle buyurdu: “Bu hâliyle giderse Cenab-ı Hak, buna azap edecek. Siz odun getirinde, bari onu burada yakalım. Belki Allah, bu yanmasına mukabil âhirette bir daha onu yakmaz.” İşte o zaman kadının içindeki o ukde de silindi. Yerinden fırladı: “Yâ Resûlallah! Gönlümün oğluma karşı yumuşadığını hissediyorum. Artık gönlümde bir ukde yoktur. Bütün haklarımı helal ediyorum.” dedi.
Anne, sözlerini bitirmiş veya bitirmemişti ki, can çekişmekte olan sahabinin “Lâ ilâhe illallah Muhammedun Resûlullah” diyen son sesi duyuluverdi. (Beyhakî, Şu’abü’l-İman, c. 6, s. 197, 198)
Anne-babanın hakkını gözetme meselesinde kaybedenler ebediyen kaybederler. Bu hakikate binaen, kolay kolay yemin etmeyen Nur Müellifi, ebeveynin hukukundan bahsederken birkaç defa “Sözüme kanaat et, kasem ederim şu hakikat gayet katidir.” demekten kendini alamaz, söz konusu anne-baba olunca âdeta çığlık çığlık inler; onların hor hakir görülmeleri ve haklarının hafife alınması karşısında feryad ü figân eder. Hakikati en tiz perdeden seslendirir ve hatta yeminler ederek bu gerçek karşısında ciddi olmaları için muhataplarını uyarır. (Bediüzzaman, Mektubat s.293:Yirmi Birinci Mektup)
Aziz Müminler!
Bu temel kaideler zaviyesinden meseleye bakacak olursak anne-babanın hukukunu gözetme hususunda hiçbir mazeretin geçerli olmadığını görürüz. Her evlat anne ve babasına karşı vazifelerini eksiksiz eda etmek mecburiyetindedir. “Dine hizmet adına koşuyorum, öyleyse onların hukukunu gözetmesem de olur” mülahazası bir aldanmadan ibarettir. Dahası, anne-babaya bir başka kardeşin ya da akrabanın bakıyor olması da diğer çocukları mesuliyetten kurtarmaz ve onların diğerleri üzerindeki hakları devam eder.
Bir kısım zaruretler bazılarımızı bazı yerlere bağlayabilir, ailemizden ve vatanımızdan uzak diyarlarda yaşama ile karşı karşıya bırakabilir. Fakat ne ile karşılaşırsak karşılaşalım, nerede yaşarsak yaşayalım, bunlar anne-babamızın hukukunu zayi etmemize, onları ihmal etmemize mazeret sayılamaz. Hiç bir şey yapamıyorsak bile içinde yaşadığınız çağın iletişim ve haberleşme imkânlarını kullanabiliriz. Sık sık telefon edebilir, görüntülü telefonlarla onlarla görüşebiliriz. Cenab-ı Allah yapabildiğimiz kadarını makbul sayar. Kim bilir, belki de onlar hakkındaki hasret ve hicranlarımızı bir kısım hata ve kusurlarımızın affına vesile kılar.
İster yanımızda kalsınlar ister misafir olarak gelsinler, isterse de teknoloji vasıtasıyla bizimle görüşsünler, bütün bu görüşüp konuşmaları, yapılan hizmetlerin güzelliğini anlatma da birer fırsat olarak değerlendirmeliyiz. Bizimle bu hayırlı işlere vesile oldukları için, onların hasenât defterlerine de pek çok sevap yazılacağını, buradaki hasret ve hicrana bedel ötede ebedî vuslatı kazanacaklarını söyleyip yüzlerini güldürmeliyiz.
Özetle ifade edecek olursak; Allah hakkından sonra riayet edilmesi gereken en büyük hak anne baba hakkıdır. Çocuklarımızdan nasıl bir muamele görmek istiyorsak, anne babamıza öyle davranmalıyız. Yaşlılar bela ve musibetlerin önünde birer paratonerdir. Anne baba hukukuna riayet rızka ve berekete vesiledir.
Cenab-ı Vacibü’l-Vücud ve Tekaddes Hazretleri; nerede ve hangi şartlar altında olursak olalım, aradaki engelleri bertaraf ederek, ideal manada sıla-i rahim yapmayı hepimize lütfeylesin.