Hutbeler
Kutlu Doğum ve Salât u Selâm
- 10 Nisan 2026
- Yayınlayan: Erdemliler Yolu
- Kategori: Cuma Hutbeleri (Türkçe)
Yorum yapılmamış
اِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يٰٓاَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يماً
“Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât u selâm edin.” (Ahzâb sûresi, 33/56)
Bizim için; Cuma, Kurban ve Ramazan Bayramı günleri gibi çok bereketli ve feyiz dolu günler vardır. Bir bayram daha vardır ki, O da Allah Resûlü’nün dünyaya teşrif buyurarak, tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği gündür. O gün bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılır.
Peygamber Efendimiz (s.a.s), 20 Nisan 571 Pazartesi günü -Hicri takvime göre Rebiülevvel ayının 12 sinde- Mekke’de doğdu. Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili”, Onun (s.a.v), doğduğu haftaya da “Kutlu doğum haftası” deniyor.
Peygamber Efendimiz’in doğum günü, Hadis-i şeriflerde şöyle yer almaktadır. Kendisine pazartesi günü oruç tutulması konusu sorulunca “Ben o günde doğdum ve Kur’ân bana o günde indirildi.” şeklinde cevap vermiştir. Aynı şekilde İbni Abbas’tan; “Hz. Peygamber’in pazartesi günü doğduğu, peygamberliğin pazartesi günü geldiği, Mekke’den pazartesi günü hicret ettiği, Medine’ye pazartesi günü girdiği, vefâtına işaret sayılan âyetin pazartesi günü indiği ve pazartesi günü vefât ettiği” şeklinde, bir hadîs de rivâyet edilmektedir. (Sahihu Müslim, II, 819; Müsnedu Ahmed, V, 297; Sünenü’l-Beyhakî, IV, 300.)
Efendimiz ´in (s.a.s) doğum tarihi, hadisçilerin ve tarihçilerin ortak görüşüne göre; “Fil Vakası” diye bilinen Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkmaya teşebbüs ettiği yılda, (ihtilaf olmakla birlikte) Ebrehe’nin Mekke’ye gelişinden elli gün önce; Rebiülevvel ayının 12’si, Pazartesi günüdür. Bu nedenle daha ilk dönemlerden itibaren, “İlkbahar” anlamına gelen “Rebîülevvel” ayının 12 si olan pazartesi günü”, Hz. Peygamber’in (s.a.s) doğum yıl dönümü olarak kutlanagelmiştir. 2
O’nun (s.a.s) mükemmelliğini ve bunun yanında da farklı özellikleriyle bir insan olduğunu şair şöyle ifade eder:
Muhammedün beşerün velakin leyse kel beşer.
Bel hüve kel yakut beynel hacer.
“Hz. Muhammed (s.a.s) bir beşerdir; ama diğer insanlar gibi değil. Bilakis O, taşlar arasındaki elmas gibidir.” Elmas da maddesi itibarıyla taştır ama o diğer taşlar gibi değildir; insanlar elmasın değerini bilir ve onu korurlar.
Viladet-i Nebî vesilesiyle üzerinde durulması gereken meselelerden biri de Peygamber Efendimiz’e (s.a.s) salat-u selam getirmedir. Efendimizin (s.a.s) doğumu vesile yapılarak, maddi manevi sıkıntıların gitmesi, mazlumların, mağdurların dertlerinin bitmesi ve dünyaya barış ve kardeşliğin hâkim olması için dualar salavatlar okuyabiliriz.
Salât ve selâm kelimelerinin ifade etiği mânâları ortaya koyan değişik lâfızlar kullanıldığı gibi, değişik cümlelerle getirilen birçok salavâtı şerife hadis mecmuâlarında yer almaktadır. Hadislerde zikredilen en kısa salavâtı şerife “Allâhumme salli alâ Muhammed” lafızlarıdır.
Salât u Selâm kelimelerinin mânâları ise şöyledir; “Salât” kelimesi; istîğfâr, mağfiret, duâ, bereket, övgü, namaz gibi anlamlara gelmektedir. “Salât”, Allah’tan olunca rahmet, meleklerden olunca mağfiret-i İlâhîyi istemeleri, mü’minlerden olunca da hayırla duâ etmek mânâlarına gelmektedir.
“Selâm” kelimesi ise selâmet, esenlik, emniyet anlamlarınadır ki; “selâmet ve emniyet senin üzerine olsun” demektir.
Hz. Peygambere (s.a.s) ve diğer peygamberlere (Aleyhimu’s-Selâm) salât ve selâm getirmek, onlara gösterilen bağlılığın, sevgi ve saygının bir tezahürüdür. Salât u Selâm aynı zamanda her yerde ve her zaman kolayca yapılabilecek bir ibadettir. 3
İslâm âlimlerine göre Resûlullâh’ın ismi zikredilince bir defa salât ve selâm getirmek vâcip, isminin tekrar edilişi sayısınca getirmek ise müstehap sayılmıştır. Keza namazda, tahiyyattan sonra onun isminin geçtiği ve yazıldığı yerlerde, ezan okunduğunda, cuma günlerinde, camiye girildiğinde, cenaze namazı kılınırken, kabri ziyaret edildiğinde salâ u selâm okumak müstehap olarak kabul edilmiştir.
Salât u selamın ayrı bir hususiyeti daha vardır. Salât u selam makbul bir duadır; yapılan diğer duaların başında ve sonunda salât u selam okununca, iki makbul dua arasında istenilen şeyler de makbul olur. Onun için hem duanın başında hem de sonunda salât u selam okumak lazımdır. Dahası bir kısım talepleri salat ü selam ambalajıyla Cenâb-ı Hakk’a sunmak da bir yoldur. Nitekim, “Salât-ı Tefrîciye”nin böyle bir yanı da vardır.
Rahmet duası olan salavât, Âlemlere rahmet olan Efendimiz’e (s.a.s) ulaşmaya bir vesiledir. Salâtu selâm; bir taraftan bizi Efendimiz’e bağlayıp, O’na olan sevgimizi ifade etmeye ve O’nun tarafından sevilmeye, diğer taraftan Efendimiz’in şefaatini kazanmaya vesile olur. Salavât getirme Hz. Peygamber’in (aleyhisselam) rûhuyla irtibat kurmayı ve O’nun nurundan istifâde etmeyi temin eder.
Hz. Peygamber’e salât ve selâm getirmenin önemini vurgulayan pek çok hadîs rivâyet edilmiştir. Bu cümleden olarak Resûlullah (s.a.s) Efendimiz: “Kim bana bir defa salât getirirse, Allah da ona on salât getirir ve on günahını affeder; on derece yükseltir.” (Nesâî Sehv 55) Hadîsin devamında: Bir gün Resûlullah sevinçli olarak geldi. Kendisine: “Sizi sevinçli görüyoruz!” denilince, şöyle buyurmuşlardır: “Bana melek geldi ve şu müjdeyi verdi: “Ey Muhammed! Rabb’in diyor ki: “Sana salât eden herkese benim on rahmette bulunmam, selâm eden herkese de benim on selâm etmem sana (ikram 4 olarak) yetmez mi?” (Nesâî Sehv 55) “Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salavât edendir.” (Tirmizî Salât 357) “Gerçek cimri, yanında anıldığım hâlde bana salavât etmeyendir.” (Tirmizî Daavât 110) “Yeryüzünde Allah’ın seyyah melekleri vardır. Onlar ümmetimin selâmını (anında) bana ulaştırırlar.” (Nesâî Sehv 46) ”Her kim sabahleyin ve akşamleyin bana onar defa salât ü selâm okursa, kıyamet gününde benim şefaatim gelir onu bulur.” buyurmuşlardır. (Mecmaü’z-Zevâid, Cilt 10, Sh. 120; Feyzu’l-Kadîr, Cilt 6, Sh.169)
Resulü Ekrem (s.a.s) Efendimiz; ahirette ümmetine daha çok şefaat edebilmek için ümmetinin sınırsız dualarına ve salavâtına ihtiyaç duymaktadır. Bir diğer açıdan getirilen salât ü selâmlarda, ümmetinin Ona (s.a.s) karşı bir teşekkür borcunu yerine getirmesi anlamı da vardır. Zira ümmetine karşı son derece düşkün olan ve onlara dünya-ukbâ saâdetinin yolunu gösteren O Zât’a karşı salât ü selâm getirmek, bir vefa ve sadakat borcudur, hatta bununda ötesinde İlahî bir emirdir.
Rabbimiz azze ve celle hazretleri; bu günlerde yapılan hayır ve hasenatları, çekilen salatü selamları dünya sulhüne vesile eylesin.