Hutbeler
Haset ve Kıskançlık
- 18 Temmuz 2025
- Yayınlayan: Erdemliler Yolu
- Kategori: Cuma Hutbeleri (Türkçe)
قُلْ أَعُوذُ بِرَبِّ الْفَلَقِ (1) مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ (2) وَمِنْ شَرِّ غَاسِقٍ إِذَا وَقَبَ (3)
وَمِنْ شَرِّ النَّفَّاثَاتِ فِي الْعُقَدِ (4) وَمِنْ شَرِّ حَاسِدٍ إِذَا حَسَدَ
1– De ki: Sabahın Rabbine sığınırım:
2 – Yarattığı şeylerin şerrinden,
3 – Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,
4 – Düğümlere üfleyip büyü yapan büyücü kadınların şerrinden,
5 – Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden. (Felak; 1-5)
إِيَّاكُمْ وَالْحَسَدَ، فَإِنَّ الْحَسَدَ يَأْكُلُ الْحَسَنَاتِ كَمَا تَأْكُلُ النَّارُ الْحَطَبَ
“Aman ha hasetten sakının! Ateş nasıl odunu yiyip bitirir, haset de iyilikleri öyle yer bitirir.” (Ebû Dâvûd, edeb 44; İbn Mâce, zühd 22)
Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, Haset ve Kıskançlık hakkında olacaktır.
Haset; bir kimsenin, başkalarının mazhariyetlerini çekemeyip, onlara nasip olan nimet ve faziletler karşısında hazımsızlık göstermesi, o nimetlerin onlardan alınıp kendisine verilmesini arzu etmesi, o mazhariyetleri yalnızca kendisi için istemesi demektir. Haset; bir kötülük saplantısı, bir yıkma ve yok etme hissidir.
Haset, insanın mahiyetine konulmuş bir duygudur. Bundan istifade etmesini bilen kişi, iradesiyle hasedini imrenme ve gıptaya dönüştürerek faziletli bir insan olabilir. Bu duyguya kendini kaptıran kişi, korkunç bir canavar hâline gelebilir.
Haset; ötelerde ilk işlenen günahlardandır, kıyamete kadar da tekrar edip duracaktır. İblis, Hazreti Âdem’i, Kabil Habil’i, kardeşleri Hz. Yusuf’u, Firavun, Hazreti Musa’yı, o zamanın bir kısım diyanet mensupları da Hazreti İsa’yı çekememişti.
Tarihe bakıldığında buna benzer daha pek çok hâdiseyi müşahede etmek mümkündür. Bütün bu hâdiselerde karşımıza çıkan netice, hasedin nicelerini tepetaklak baş aşağı getirdiğidir.
İnsanlığın İftihar Tablosu da kendi çağdaşı bazı hazımsız kimseler tarafından kin ve haset kaynaklı tavırlara maruz kalmıştır. Ebû Cehil’in, Muğîre İbn-i Şu’be’ye şu sözleriyle, hasedini ifade ettiğini görüyoruz: “Muhammed’in getirdiği haberlerin hepsi doğru. O yalan söylemez. Çünkü şimdiye kadar hiç yalanına şahit olmadık. Fakat Abdulmuttalib oğulları: Hacılara zemzem dağıtma hizmeti bizde, Kâbe’nin kilitlerini muhafaza hizmeti bizde, Hacılara yemek dağıtma hizmeti bizde diyorlar. Tam at başı gidiyoruz derken çıkıp “Peygamber de bizde.” diyorlar. Vallahi bunu kabul edemem!”. (Buhârî, edeb 74; Müslim, salât 178)
Görüldüğü gibi Ebû Cehil, Efendimiz gibi bir hakikat güneşinin doğruluğunu tasdik etmesine rağmen, tamamen hasedinden dolayı O’nun getirdiği hakikatleri kabul etmemiş, bununla kalmayıp en amansız hasmı olarak O’nun karşısına çıkmış. Öyle ki “Ümmetin Firavunu” sıfatını hak etmiştir. Sadece bu misal bile hasedin insana neler yaptırabileceğini çok güzel ifade etmektedir.
Haset, her dönemde olduğu gibi günümüzde de yaygın bir hastalıktır. Haset eden çoğu zaman karşısındakinin de kendisine karşı aynı hisle dolu olduğunu düşünür ve bu sebeple kendi hasedini haklı görür, haset ettiği kimsenin gıybetini yapar, ona iftiralar atar. Bu duygu çok kuvvetlendiğinde, insanlar rahatlıkla başkalarına kafir diyebilirler, imkân bulduklarında cana kıymakta mahzur görmezler. Ardından işledikleri cinayete kendilerine göre meşru bir kılıf giydirir; o işi Uhud’da, Bedir’de müşriklere karşı yapılan cihatla eşdeğer görürler.
Bir de yaptıkları bu şenaete cihat ismini takarlarsa önü alınmaz bir sorun hâline gelirler.
Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), mü’minleri hasetten sakındırma adına şöyle buyurmuştur: “Aman ha hasetten sakının! Ateş nasıl odunu yiyip bitirir, haset de iyilikleri öyle yer bitirir.”
Hasetçi kimse, Mevlâ’nın kendisi ve başkaları hakkında kader programıyla takdir ettiği şeye razı olmadığından ötürü, Allah’ın icraatını tenkit etmiş sayılır.
Haset eden insan, haset edilen kişiden evvel kendi kendini yer bitirir. Kalbi zaafa uğrar, bedeninde zaaf hissetmeye başlar, uykuları kaçar, muvazeneli hareket etme imkânını da kaybeder, dengesiz bir şekilde sağa sola saldırır durur. Hasan Basri hazretleri de “Ben haset edenden daha ziyade mazluma benzeyen bir zalim görmedim.” Diyerek bu hakikate dikkatlerimizi çeker.
Böyle manevi hastalıklar küçük bir inhiraf olarak başlar. İradenin hakkı verilip gerekli tedbirler alınmazsa zamanla ruhî hastalığa dönüşür. Bu hastalıklar ilk göründüğünde, akla gelip kalbde hissedildiğinde tevbe ve istiğfarla temizlenmeyip büyümelerine fırsat verilirse, zamanla kalbin bütün bütün kararmasına veya mühürlenmesine sebebiyet verebilir. Lem’alar’da günahların bu hususiyetini şöyle ifade edilir: “Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol var. O günah, istiğfarla çabuk imha edilmezse kurt değil, belki küçük bir manevi yılan olarak kalbi ısırıyor.” (Bediüzzaman, Lem’alar s.9. İkinci Lem’a, Birinci Nükte)
Mü’min Sadece Gıpta Eder. Gıpta, insanın başkasının mazhar olduğu nimetlerin yok olmasını temenni etmeden, aynı nimetlerin kendisinde de olmasını istemesi, diğer insanların güzel sıfatlarına ve mazhariyetlerine imrenmesi demektir.
Atalarımız “Haset etme ne olur! çalış senin de olur” cümlesiyle bize hedef göstermişlerdir.
Bir başka hususta, insanların gıpta damarını tahrik etmemek, gıpta edilecek hâlde bulunan kimselere düşen bir vazifedir. Bu hususa dikkat çeken Bediüzzaman Hazretleri, ihlas düsturlarını ve kardeşlik hukukunu sayarken “faziletfuruşluk nev’inden gıpta damarını tahrik etmemek” prensibini zikretmiştir. (Yirmi Birinci Lem’a, İkinci Düstur). Her fırsatta şahsî meziyetlerini sayıp dökmek, sözü hemen kendi başarılarına getirmek, muvaffakiyetleri kendine mal etmek ve hep önde görünmek, tehlikeli sınırlarda dolaşmak demektir. Mazhar olduğumuz nimetleri uluorta sergilemek suretiyle hasımların kin ve gayzını, dostların da gıpta damarını tahrik etmek hem başkalarını günaha sokmak hem de kendi kendimize yolumuzu kesebilecek maniaların ortaya çıkmasına davetiye çıkarmak olur.
Hayır yarışında, gıpta ve hasede açık bir rekabet söz konusu değildir. Çünkü bu yarışta, ortada taksim edilecek bir meta yoktur. Sadece belli kimselerin alacağı bir ödül yoktur. Kimsenin hissesi, bir başkasının hissesinde bir eksilme meydana getirmez. Işık gibidir, birinin istifadesi başkasınınkine mâni olmaz.
Dolayısıyla Kur’ân’ın has talebeleri asla haset etmez, hasede sınır komşusu olan gıpta alanında da dolaşmaz ama hayırda yarışırlar.
Aziz Müminler!
Haset gibi tehlikeli bir hastalıktan kurtulmanın en önemli ve en etkili yolu, her gün sürekli sohbet-i cânan meclisleri oluşturarak imanı yenilemektir. Bu tür hastalıklar ancak vicdanda her zaman ter ü taze duyulabilen iman hakikatleriyle tedavi edilebilir.
Hasedin maddî-mânevî zararları üzerinde tefekkür edilebilir. Cenab-ı Hakk’ın başkalarına verdiği nimetlerin bu dünyaya bakan yönü ile zâil olacağının idrakine varılıp kendi üzerindeki nimetleri bakîleştirmenin yolları araştırılabilir.
Rabbimizden niyazımız; kardeşlerinizin meziyetlerini ve faziletlerini, kendimizdeymiş gibi görüp iftihar edebilme şuurunu bizlere lütfeylesin.
Not: Bu hutbe, DERIN MÜSLÜMANLIK kitabından istifade edilerek hazırlanmıştır.