Hutbeler
Helal Haram Hassasiyeti
- 11 Temmuz 2025
- Yayınlayan: Erdemliler Yolu
- Kategori: Cuma Hutbeleri (Türkçe)
وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ اَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هٰذَا حَلَالٌ وَهٰذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَۜ اِنَّ الَّذينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللّٰهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ
Kendi dillerinizin yalan yanlış nitelendirmesiyle uydurduğunuz yalanı Allah’a mal ederek “bu helâldir, şu haramdır” demeyin.Çünkü Allah adına yalan söyleyenler asla iflah olmazlar. (Nahl;116)
«إِنَّ الْحَلَالَ بَيِّنٌ، وَإِنَّ الْحَرَامَ بَيِّنٌ، وَبَيْنَهُمَا مُشَبَّهَاتٌ لَا يَعْلَمُهُنَّ كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ، فَمَنِ اتَّقَى
“ … الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ
“Helâl olan şeyler bellidir, haram olan şeyler de bellidir. Bu ikisi arasında, insanların çoğunun hükmünü bilmediği şüpheli şeyler vardır. Kim bu şüpheli şeylerden sakınırsa, dinini ve şerefini korumuş olur…” (Buhari, İman 39.)
Muhterem Müslümanlar! Hutbemiz, Helal Haram Hassasiyeti hakkında olacaktır.
Bir Müslümanın yapması, dinen meşru olan şeylere “helal”, meşru olmayan şeylere ise “haram” denir. Mü’min, helal dairede kalmakla, harama girmemekle yükümlüdür.
İslâm’da helâl ve haramı belirlemek Allah’a aittir. Dolayısıyla insanların kendi arzularına göre bir şeye helâl veya haram demeleri doğru değildir. Allah bizleri, hutbemizin başında okuduğumuz âyetle uyarır: “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesinden ötürü, ‘Şu helâldir, şu da haramdır.’ demeyin, sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz, Allah’a karşı yalan uyduranlar, kurtuluşa eremezler.” Nahl, 16/116.
Helâl peşinde koşmanın sonu cennet, haramla beslenmenin varacağı yer ise cehennemdir. Bu yüzden Allah Resûlü, haramla beslenen bir bedenin cehennemde yanmaya lâyık olduğunu söylemiş, haram yoldan elde edilen şeyleri tasadduk ederek de sevap kazanılamayacağını haber vermiştir.
Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha helal ve haram mevzuu üzerinde hassasiyetle durmuş; İslam âlimleri de bu hassasiyeti ifade adına, “Din, muamelattan ibarettir.” diyerek, Müslümanlığın helal ve haramı bilmekten ve ona göre yaşamaktan ibaret olduğunu söylemişlerdir. Hazreti Ömer de (radıyallâhu anh): “Bir kimsenin sadece kıldığı namaza, tuttuğu oruca bakmayınız; konuştuğunda doğru söylüyor mu, kendisine bir şey emanet edildiği zaman emanete riayet ediyor mu, dünya ile meşgul olurken helâl-haram gözetiyor mu, ona bakınız.” İfadeleriyle bu hususun önemine dikkatlerimizi çekmiştir. (Beyhakî, es-Süne nü’l-Kübrâ, VI, 288; Şuab, IV, 230, 326)
Elbette ki, namaz, oruç, zekât, hac gibi mükellefiyetler Allah nezdinde çok kıymetli ibadetlerdir. Fakat bir insanın yiyeceğine, içeceğine, giyeceğine ve kazancının helalden olmasına dikkat etmesi, kılı kırk yararcasına bir hayat yaşaması, Müslümanlık adına olmazsa olmaz bir meseledir. Bu konularda olabildiğince hassasiyet gösterme, insana ibadet sevabı kazandırarak, onun manen terakkisine vesile olacağı gibi; bu konuda dikkatsiz ve laubali davranması da onun latifelerinin ölmesine ve manevî hayatının bitmesine sebep olacaktır.
Bir hadiste, helal ve temiz bir nafakayla hacceden kimsenin, لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ “Emret ya Rabbi, buyur ya Rabbi!.. Çağırdın, biz de geldik yâ Rabbi!..” şeklindeki nidasına, semadan bir münadinin, “Hoş geldin ne mutlu sana! Senin yiyeceğin helal, bineğin helal, haccın da günahsız bir şekilde makbuldür.” sözleriyle mukabele edeceği.. fakat haram bir nafakayla hacca giden ve لَبَّيْكَ diye nida eden bir kimsenin de bu nidasına semadan bir münadinin “Lebbeyk’in de sa’deyk’in de senin olsun; sen hoş gelmedin, safalar getirmedin! Senin yiyeceğin haram, nafakan haram ve haccın da makbul değildir.” sözleriyle karşılık vereceği ifade buyrulmuştur. (Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat, 5/251)
Değerli Müminler!
Meşru dairede yer alan ve insanlığın istifadesine sunulan nimetler, insanı harama düşürmeyecek ölçüde geniştir. Nebiyy-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) bir dualarında: “Allahım helâl nimetlerinle benim gözümü, gönlümü öyle doyur ki harama dönüp bakmayayım.” (Tirmizî, Dua 110) buyurmak suretiyle, helâl daireyle iktifa etmenin önemine işaret etmiştir.
“Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur.” Hakikaten haram kılınan yiyecek ve içecekler düşünüldüğünde, helâl olanların yanında bunların çok daha az olduğu görülür. Günümüzde ortaya çıkan birçok hastalık ve rahatsızlığın alınan gıdalarla yakından ilişkisi olduğu bir gerçektir. Bu sebeple hastalıkların tedavisinde yenilip içilen gıdalar kontrol altına alınmaktadır. Her işinde sayısız hikmetler bulunan Cenâb-ı Hakk’ın bazı yiyecek ve içecekleri haram kılmasında da, insanlar için birçok fayda ve maslahatlar vardır. Ancak taabbûdîlik (sırf Allah’ın emretmesi) İslâm’ın haram kıldığı her türlü yiyecekten uzak durmada önemli bir kuraldır.
Allah Dostları, helal dairede yaşamışlar ve uyarıda bulunmuşlardır. İmam Gazzâlî; “Kişinin helâl rızık için çabalaması, dinin yarısıdır. Çünkü ibadet helâl lokma ile ayağa kalkar. Haram ile yapılan ibadette ruh yoktur.” Der.
Hazreti Mevlânâ “İlim de hikmet de helâl lokmadan doğar; aşk da, merhamet de helâl lokmayla meydana gelir. Bir lokma, haset ve hileyi netice verirse, cehalete ve gaflete sebep olursa, bil ki, o lokma haramdır.” ifadeleriyle bu meseleyi anlatır.
Bediüzzaman Hazretleri de: “Madem öyledir, hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma. Dünyayı yutan büyük latîfelerini onda batırma.” der. Demek ki, haram bir lokma, yalan bir kelime, yasak bir bakış veya gayr-i meşrû bir dokunuş birer kayma noktası oluyor ve bazı latîfelerin sönmesine, hatta ölmesine sebebiyet verebiliyor. İnsan, başlangıçta hiç de önemsemediği bu küçük inhiraflar yüzünden zamanla yoldan çıkıyor, kendi kimliğinden uzaklaşıyor, değer ölçülerine karşı yabancılaşıyor ve her an düşebileceği bir kaygan zemine girmiş oluyor; bazen sürçüyor, bazen düşüyor, bazen de yüzüstü kapaklanıyor ve bir daha da belini doğrultamıyor. (Ümit Burcu)
Günümüzde bize düşen vazifelerden bazıları şunlardır. Helal gıda talebinde bilinçli olmalı, yediklerimizin helâl olup olmadığına dikkat etmeliyiz. Müslümanların birinci tercihi ucuzluk değil, helâllik ve güvenilirlik olmalıdır. Haram maddelerden elde edilmiş veya vücuda zararlı olan gıda katkı maddeleri hakkında bilgi sahibi olmalı ve etiket okuma alışkanlığı kazanmalıyız. Mümkün olduğu kadar endüstriyel gıdalar yerine, tabiî olanlar tercih edilmelidir.
Özetle, günümüzde Müslümanlar boğazlarından midelerine inecek her bir gıdaya vize sormalı ve yediklerinin helâl olup olmadığına dikkat etmelidirler. Evet, -hayatı yaşanmaz kılacak derecede ileri götürmemek şartıyla- yiyecek ve içeceklerimizde ihtiyatlı ve hassas hareket etmek, inancımızın bir gereği olarak görülmelidir.
Rabbimizden niyazımız; bizleri helali ile yetinip harama girmeyen kullarından eylesin.